images

  4 Ocak 2020

Türkiye’ de Sivil Toplum Kuruluşu Olmak,[1]

Günümüzün demokratik toplumlarında bireylerin, toplumda olup bitenlerin kendi dışında kararlaştırılması ve kendisinin ister kamu mal ve hizmetler alanında, ister piyasa malları alanında olsun salt tüketici durumuna indirgenmesine razı olmamaktadır. İnsanlar, toplumun yönetimine ve kendi yaşamlarını etkileyici kararlara katılmak istemektedirler. Bunun için genellikle bireyler tek başlarına, ya da bir araya gelerek oluşturdukları Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla, “kurumsal özne” haline gelmekte, kurumsal mal ve hizmet üretmektedir. Bu yolla bir yandan kendilerini gerçekleştirmekte, öte yandan da toplumda saygınlık kazanmaktadırlar.

Sivil toplumun saygınlık kazanmasına paralel olarak, pek çok kurum, kuruluş ve toplumsal oluşum kendilerini “Sivil Toplum Kuruluşu” olarak tanımlamak eğilimi taşımaktadır. Bu nedenle bu konuda bir açıklığa kavuşulmasında ve düşüncelerin ve tanımların netleşmesinde yarar vardır. Netleşmek için Sivil Toplum Kuruluşlarının bazı ortak nitelikleri bulunması gerekir. Bunlar: Özetle;

1)   Gönüllülük ve özel alandan fedakarlık yapılmasına dayandırılmalarıdır. Bu nitelik; Sivil Toplum Kuruluşları’ndan bireysel düzeyde olan beklentilerle yakından ilişkilidir. Sivil Toplum Kuruluşları içinde yer almaya kimse zorlanamaz. Bu kuruluşlar içinde gönüllü olarak yer alanlar kendi denetimlerindeki özel alanlardan bir şeyler getirmek zorundadırlar. Yaptıkları bu fedakarlıklar ise; zamanlarını, maddi kaynaklarını, toplumsal ilişkilerini ve olanaklarını ayırmak gibi çok değişik türde olabilecektir.

2)   Önemli bir nitelik de; nihai amaçlarının topluma bir şey sunmak, “toplumsal iyiye” katkıda bulunmak olmasıdır. Bu amaç içinde, hiçbir biçimde başkaları üzerinde bir iktidar oluşturma arayışının bulunmaması esastır. Sivil Toplum kuruluşlarının faaliyetleri içinde hiç bir dayatma bulunamaz. Bir iktidar talebi olmadığı için, bu alan içinde herhangi bir çatışmaya neden kalmaması gerekir. Ancak bir Sivil Toplum Kuruluşu siyasal kamu alanında belli gruplarla haklarını savunmak için kurulabilir ve doğası gereği siyasal kamu alanındaki çalışmalara taraf olması gerekebilir.

3)   Üçüncü nitelik, Sivil Toplum Kuruluşları alanında, yatay ilişkilerin ön plana çıkması ve hiyerarşik ilişkilerin yadsınmasıdır. Bu nitelik Sivil Toplum Kuruluşlarından beklenen demokrasinin güçlendirilmesi işleviyle yakından ilişkilidir. Bir Sivil Toplum Kuruluşundan beklenen, toplumdaki diğer gruplarla eşitler olarak ilişki kurmalı ve ortaklıklar oluşturmalıdır.

4)   Bir diğer nitelik de; Sivil Toplum Kuruluşlarının açık ve belli bir konuda uzmanlaşmış olmasıdır. Bu nitelik; Sivil Toplum alanının iktidar oluşturmaya dönük çatışmalı bir alan haline gelmesini engelleyecektir. Bu, özellikle toplumsal hareketlerin örgütlenmesi açısından önem kazanmış bir niteliktir.  Başka bir deyişle; geniş katılımı sağlamayı amaçlayan, kamuya özel toplumsal hareketlerin partileşmesini önleyecektir.

Sivil Toplum Kuruluşlarının ortak niteliklerinin bu biçimde belirlenmesi, belli türdeki örgütlenmeleri sivil toplum kuruluşları tanımı dışında bırakmış olmaktadır. İktidar olmak için kurulmuş siyasi partiler, ekonomik bir mücadele kuruluşu olan sendikalar, piyasa malı üreten kooperatifler, katılımı yasal olarak zorunluluk haline getirilmiş meslek kuruluşları, bir mürşit önderliğinde bireyin iç deneyimlerini yönlendirmeyi amaçlayan tarikatlar kapsam dışı kalmaktadır. Kuşkusuz sivil toplum kuruluşlarının böyle dar kapsamlı bir tanımlanmasının yapılmış olması, kapsam dışı kalan kuruluşların, ne toplum yaşamı açısından, ne de demokrasi açısından önemlerini azaltır. Ama bunları da kapsam içine alacak daha geniş bir tanımlama, sivil toplum kuruluşlarının ilişkilerinin düzenleyecek bir “ahlak”ın tartışılmasını verimli olmaktan çıkaracaktır. Bu kuruluşların nitelikleri belirsizleştikçe bunlara dayanarak ileri sürülebilecek ahlak ilkeleri de dayanaklarını yitirecektir.

Günümüzde dünyanın değişik ülkelerinde olduğu gibi; Türkiye’de de, Sivil Toplum Kuruluşlarında bir gelişme yaşanmaktadır. Bu gün Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarını daha önce sayılan özelliklerine sahip Dernekler, Vakıflar ve “yurttaş girişimleri” oluşturmaktadır. Bu alanda çok değişik hizmetler ve sorunlara yönelmiş, farklı ölçek ve kapasitede, değişik örgütlenme biçimine sahip Sivil Toplum Kuruluşları bulunmaktadır. Bu alana uluslararası kuruluşlar, Türkiye’deki siyasetçiler, medya ve özel basının belli bir bölümünün sempatiyle ve anlayışla yaklaştıklarını söyleyebiliriz.

Ancak, Sivil Toplum Kuruluşları alanının kendisinden kaynaklanan önemli sorunları bulunduğunu söylemek doğru olur. Sayıları ve kapasiteleri kendilerinden beklenenleri gerçekleştirecek nitelikte değildir. Maddi kaynak yapıları ve düzenli gelirleri sınırlıdır. İlişki ağları dardır. Dış dünya ile ilişki kuranların sayısı çok sınırlıdır. Kuruluş tarihlerine bağlı olarak deneyim birikimleri azdır. Belli bir alanda ya da dışında kurulmuş olan Sivil Toplum Kuruluşlarının birbiri ile ilişkileri gelişmemiştir. Başka bir değişle, kendi bahçelerinin içini düzenleyen bir ilişkiler ve kurallar sistemi, yani Ahlak geliştirmemişlerdir. Bu durumda Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları alanının kendilerinden beklenen işlevleri gerçekleştirebilecek ve bu alanın saygınlığını koruyarak gelişmesini sağlayacak bir potansiyele henüz kavuşamadığımızı söyleyebiliriz.

Gelişen durumlarda Sivil Toplum Kuruluşları ahlakının oluşturulması çalışmalarının yapılmasına gereksinim olacaktır. Sivil Toplum Kuruluşları ahlakının bir bölümü de Sivil Toplum Kuruluşlarının “Uluslararası Kuruluşlar”, “Devlet” ve “Özel Sektör” kuruluşlarıyla ilişkilerine ait olacaktır.

-      Günümüz dünyasında uluslararası ilişkiler içinde, büyük kaynakları harekete geçirebilen, profesyonel kadrolara sahip, sürekliliği bulunan Sivil Toplum Kuruluşları da bulunmaktadır. Dış dünyayla kurulabilecek çok yönlü ilişkilerden ahlaki bakımdan kritik öneme sahip olan, dış mali kaynak sağlaması konusundaki tutumları olmaktadır. Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarının dünyada küresel amaçlarla oluşturulmuş fonlardan yararlanmalarının hem hakları, hem görevleri olduğunun farkında olmaları gerekmektedir. Bu ilişkilerin ortaklık ilişkisi olma özelliğini kaybetmemesine, bağımlılık ilişkisine dönüşmesini engellemeye özen gösterilmelidir.  

-      Sivil Toplum Kuruluşları Devlet ile ilişkisine ayrı gözle bakması, kendilerine olan saygılarını koruyabilmeleri için Devletle olan ilişkilerinin kayırmacılık mantığı ile kurulmasına karşı çıkmaları gerekmektedir. Bunun olabilmesi için, siyasal parti bağlılıkları üstünde kalmayı becerebilmelidirler. Sivil Toplum Kuruluşları kamu hizmetlerini, siyasal çalkantılara bağlı olmadan, kararlı bir biçimde sürdürebilmelidirler.

-      Günümüzde küçük büyük özel sektör kuruluşları, halkla ilişkilerini geliştirmek, kendilerine olumlu imajlar oluşturmak gereksinmesi içindedirler ve bu konuda örgütlenmeye gitmektedirler. Bu noktada Sivil Toplum Kuruluşları ile özel sektör kuruluşları birbirlerine gereksinme duyar hale gelmektedir. Özel sektör kuruluşlarının bu gereksinmesini karşılarken genelde iki farklı yaklaşım izlediği görülmektedir. Biri, bu amaçla “aile vakıfları” kurmaktır. Bunların karar organları büyük ölçüde kapalıdır. Kaynaklarını, kurucusu olan kendi şirketlerinden sağlamakta ve onların programladığı kamu hizmetini gerçekleştirmektedirler. İkincisi ise; kamuoyunda saygınlığı olan Sivil Toplum Kuruluşları faaliyetine sponsorluk yapmaya yönelmektir. Bu türden bir yaklaşım, Sivil Toplum Kuruluşları alanının güçlenmesi ve iş yapma kapasitesinin geliştirilmesi için gerekli ve yararlıdır. Bu bakımdan Sivil Toplum Kuruluşları özel kesimin sponsorluğundan yararlanmaya açık olmalıdırlar. Kuşkusuz, Sivil Toplum Kuruluşları bu ilişkilerinde, kendilerine seçtikleri değerleri tahrip edici faaliyetlere kapalı olmalıdırlar. Örneğin; çevreyi ya da tarihsel mirası tahrip eden biri kuruluşun teklifini geri çevirmektedir.

Sivil Toplum Kuruluşlarına ilişkin kısaca değinilen noktalar dikkate alınarak, Türkiye’de öncelikle, genelde “Sivil Toplum Kuruluşu Ahlak İlkeleri”nin belirlenmesi gereğinden söz edebiliriz. Bu bağlamda, belirli ortak nitelikteki Sivil Toplum Kuruluşlarının kendi aralarında gerekli çalışmaları yapması ve ahlak ilkelerini belirlemesi, dayanışmanın, birlikte gelişme hedeflerinin tanımlanması doğru ve anlamlı olacaktır.

Bu düşünceyle; SODEV,  TÜSES ve SDD’nin öncülük edeceği bir PLATFORM’un (Sosyal Demokrat Sivil Toplum Kuruluşları Platformu) oluşturulması ve çalışmalarının 2020 yılı çalışma Programları içinde ele alınması uygun olacaktır. Kuşkusuz, söz konusu PLATFORM’da mevcut Sosyal Demokrat Sivil Toplum Kuruluşlarının tümü ile yapılacak çalışmalarda; bu kısa yazının kapsamının ötesinde değerlendirmelerin yapılması gerekecek ve öncelikle “Sosyal Demokrat Sivil Toplum Kuruluşları Ahlak Kuralları” belirlenmeye çalışılacaktır.



[1]  Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin “Katılımcı Demokrasi ve Sivil Toplum Kuruluşları ”SDD Yayınları -1 kitabından esinlenmiş ve alıntılanmıştır.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ

SDD

SDD

Sosyal Demokrasi Derneği

YAZARIN DİĞER YAZILARI